Yağmur’un Ardındaki Işık

Öğretmen Göktül Bakdık’ın Bolvadin’de cezaevinde anneleriyle birlikte kalan çocukların anaokuluna gitmesi için başlattığı proje yurt geneline yayıldı.
Yağmur, 3 yaşındaydı. Annesiyle birlikte Afyon Bolvadin Cezaevi’nde kalıyordu. 21 yıllık bir okulöcesi öğretmenin duvarların ardından anneleriyle birlikte kalan çocukları fark etmesiyle hayatı değişti. Göktül Bakdık öğretmen yaşadığı ilçede cezaevindeki 3-6 yaş çocukların gündüzleri okul öncesi eğitim alabilmeleri için 2008’de bir proje başlattı. Yağmur ilk öğrenci oldu, projeye adını verdi: ‘Yağmurun arıdndandaki Işık’.
Proje ilçe sınırlarını aştı, AB hibesi aldı, 7 ile yayıldı. 2011 yılında ise Milli Eğitim Bakanlığı bu projeden esinlenerek Adalet Bakanlığı bir protokol imzaladı ve cezaevindeki çoukların ücretsiz servislerle dışarıdaki okulöncesi okularda eğitim almalarını sağlandı. Göktül öğretmen ve ekibinin Yağmur ile başlayan projesi cezaevlerindeki yüzlerce Yağmur’un hayatını değiştirdi.
Her şey Bolvadin Cezaevi Müdürü Mehmet Olcar ile cezaevinde annelerinin yanında kalan çocuklar olduğu konuşulurken başladı. Ömer Peker, Kadir Eker, Züleyha Zengin, Nihat İnan’dan oluşan ekip Bakdık koordinatörlüğünde cezaevine giderek annelere projeyi anlattı ve çocuklarını anaokuluna göndermeleri için ikna etti. Bakdık, çocukların her gün okul servisi ile cezaevinden alınıp anaokuluna getirilmesini ve sonrasında tekrar cezaevine bırakılmasını sağladı. İlk öğrenci Yağmur’du. Cezaevinden ürkek adımlarla çıkıp okula geldiğinde “Akşama eve, annemin yanına dönecek miyim” diye sordu. Annesinin olduğu her yer onun için evdiydi. Projeye eğitim almaya başlayan ilk çocuk olan Yağmur adını verdi: ‘Yağmur’un Ardındaki Işık’.

Sonra Yağmur’lar giderek çoğaldı. Aynı zamanda cezaevinde kadınlara, ilçelerdeki öğretmenlere eğitimler verildi. 2008-2010 yılları arasında, Afyon Bolvadin’deki anaokulunun imkânları ile devam eden proje, Afyonkarahisar’ın Merkezi Finans İhale Birimi Hükümlü Başkanlığı’ndan hibe desteği aldı. Bakdık ve ekibi projenin diğer illere de yayılması için çalışmalara başladı.

En çok kadın tutuklu ve hükümlünün olduğu Antalya, Eskişehir, Kayseri, Ankara , Denizli, İstanbul ve Afyon’daki devlet anaokulları ile cezaevlerini dolaşarak cezaevlerinde kalan çocukların da okula kabul edilebileceğini anlattılar. Tüm bu çalışmaların sonucunda, Afyon ve çevre ilçelerdeki cezaevlerinde yaşayan 32 çocuk anaokullarına kayıt oldu.
2011 yılında ise Bakdık’ın projesinden esinlenen Milli Eğitim Bakanlığı, Adalet Bakanlığı ile bir protokol imzalayarak projenin Türkiye genelinde uygulanması için harekete geçti. Türkiye genelinde cezaevlerinde olan 479 çocuk artık ücretsiz olarak servislerle okul öncesi eğitim kurumlarında eğitim alma hakkına sahip.
Bakdık’ın projesi tüm cezaevindeki çocuklara ulaştı. Yağmur ise şimdi ikinci sınıf öğrencisi. Onun gibi yüzlerce çocuğun hayatı projeyle değişti. İlkokula başladıklarında o zamana kadar cezaevinden çıkmadan okul ortamına giren çocuklar, hem eğitimle hem
bilişsel hem sosyal hem de fiziksel anlamda gelişti. Sosyalleşmelerinde, boy ve kilolarında artış tespit edildi.

‘Fark yaratan’ öğretmenler

Milli Eğitim Bakanlığı tarafından açılan ‘Eğitim ve Öğretimde Yenilikçilik Ödülleri Yarışması’na başvuran 5 bin 471 proje arasından ödüle layık görülen ilk 13 proje arasında yer alan ‘Yağmurun Ardındaki Işık’ projesi, Sabancı Vakfı’nın yeni fark yaratanı seçildi. Toplumsal gelişmeye katkıda bulunan sıra dışı kişilerin olağanüstü öykülerini ‘Fark Yaratanlar’ programıyla kamuoyuna anlatıldığı programda Bakdık da yer alıyor.

Devamını oku ...
FATİH TERİM
1953 yılında Adana’da dünyaya geldi. Küçük yaşta ailesinin geçimine katkıda bulunmak için seyyar satıcılık yapan babasının asistanıydı. Bir gün topla oynarken, tezgahı devirince babasından okkalı bir tokat yedi, hayatı değişti!
Babasının isteği üzerine Motor Sanat Enstitüsü’ne gitti ancak ikinci sınıfta devamsızlıktan okulu bıraktı. Önce mahallede, sonra okul takımında, sonra Adana Demirspor’da oynadı. Sonunda Galatasaray’a geldi. Artık ait olduğu yeri bulmuştu. Önce futbolcu sonra teknik direktör olarak, büyük başarılara imza attı. 1999-2000 futbol sezonunda Galatasaray’ın UEFA Kupası’nı kazanmasıyla sportif kültür ikonlarından biri oldu. Bazı insanlar vardır, onu sevebilir ya da nefret edebilirsiniz ama ona kayıtsız kalamazsınız! Fatih Terim de bu tip kişiliklerden. O bir liderdi ve iz bırakmak için yaşadı.
Başarı tarihi, alanında ilk ve en olmuş şeyleri yapanları kaydeder. Fatih Terim de duruşu, ekolü ve ‘ilk’leriyle güncel sportif tartışmaların ötesinde bir değer.
Devamını oku ...
OPRAH WİNFREY
O şanssız doğanlardandı:  hem zenci, hem kadın, hem yoksuldu.
Hizmetçi bir anne ve madenci bir babanın çocuğuydu. Evli olmayan anne ve babası, o doğduktan sonra ayrıldı. Kırsal kesime yerleşen annesinin yanında yoksulluk içinde büyüdü. Kuzeni, amcası ve bir aile dostunun tecavüzüne uğradı. Yaşadığı sorunlar yüzünden birkaç kez evden kaçınca annesi onu babasının yanına gönderdi. Burslu olarak üniversitede okurken bir yandan da yerel radyo kanallarında çalışmaya başladı. ‘Beyaz erkeklerin egemen olduğu bir alanda, cüsseli bir siyahi kadın’ olan Oprah’a, kimse şans tanımıyordu. Fakat o buzkıran gemisi gibi ilerledi. Onlarca önyargıyı kırdı. Kendini ispat etmesi 10 yılını aldı. Yerel bir kanalda haber sunuculuğuyla başladı. Adım adım yükseldi. Yıllar sonra ülke çapında yayınlanan ‘The Oprah Winfrey Show’u sunmaya başladı. Büyük ses getiren program sayesinde pek çok ödül kazandı, ilk dolar milyarderi zenci kadın oldu. O kazana kaybede ilerledi. Onun başarısından çıkacak ders şu: İnsanın gücü içinden gelir. Her kazandığında bir şeyler kaybedersin, her kaybettiğinde bir şey kazanırsın. Ülkün yükselmek, ileri gitmek olsun.
Devamını oku ...
YAŞAR KEMAL
Kemal Sadık Gökçeli, 1922’de Adana’nın bir köyünde dünyaya geldi. Van’dan Adana’ya göç eden Nigâr Hanım ile çiftçi Sadık Efendi’nin oğluydu. Küçük yaşlarda hastalık yüzünden sağ gözünü kaybetti. Beş yaşındayken, babasının kan davası yüzünden vurulmasına şahit oldu. Ortaokuldayken bir yandan da çırçır fabrikasında işçilik yaptı. Ancak yoksulluk yüzünden ortaokulu son sınıfta terk etti. Kütüphane memurluğu, ırgatlık, traktör sürücülüğü, çeltik tarlalarında kontrolörlük yaptı. Ortaokulda yazıyla tanışmış olması hayatının yönünü değiştirdi. Siyasi suçlardan iki kere cezaevine girdi. 30 yaşında gazeteciliğe başlarken, yeni bir isim seçti kendine: Yaşar Kemal. Cumhuriyet Gazetesi’ndeyken, Türk edebiyatının klasikleri arasına giren İnce Memed romanını tefrika olarak yayınladı. Yazarlığı, öne geçince bir süre sonra gazeteciliği bıraktı. Ortaokulu bile bitiremese de, eserleri onlarca dile çevrildi. Onun hikayesinden çıkan ders; yerel ve otantik değerleri, evrensel bir dilde sunmanın başarıya ulaştırdığıdır.
Devamını oku ...
DAVİD BECKHAM
Sadece futbol dünyasının değil, magazin dünyasının da en parlak yıldızlarından biri. 2 Mayıs 1975’te Londra’da dünyaya geldi. Babası mutfak tesisatçısı, annesi kuafördü. Manchester United takımını tutan babası, onu daha çocukken maça götürmeye başladı. Okulda ‘büyüyünce ne olacağını’ soran öğretmenlerine hep ‘futbolcu’ olacağını söyledi. Ne istediğini erken yaşta keşfetmenin gücüyle, öne geçti. Öğretmenlerinin muhalefetine rağmen, 17 yaşında Manchester United takımına girmeyi başardı. 2004’te dünyanın en yüksek ücretli futbolcusu seçilen Beckham’ın, bundan daha ilginç özelliği ‘kişisel marka geliri’nin futbolculuk kazancını geçmesiydi. Beckham, kişisel marka olma konusunda güçlü bir örnek ve popüler kültür ikonu. Bir araştırmaya göre, ilköğretimde okuyan İngiliz çocuklar, Hz. İsa’nın resminden daha çok onun fotoğrafını tanıyor!
Devamını oku ...

RÜŞTÜ ONUR

Bir şair yaşamıştı Zonguldak’ta
Adı Rüştü Onur’du
Bilseydi hatırlanacağını
Ölümünden sonra
Memnun olurdu…
Ünlü şair Behçet Necatigil, ölümünden sonra Rüştü Onur’u bu sözler ile tanımlamıştı. Türkiye insanı ise Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip Uslu ile geçtiğimiz hafta vizyona giren “Kelebeğin Rüyası” filmi ile tanıdı. Bugünlerde filme konu olan, genç yaşlarında kaybettiğimiz iki genç şairin edebi yönleri, şiirleri ve ilginç hayat hikayeleri 7’den 70’e her kesimden insanın ilgisini çekiyor.
Rüştü Onur, köy öğretmeni bir baba ile ev kadını bir annenin en büyük çocukları olarak Zonguldak’ta dünyaya geldi. Lise yıllarında dönemin öldürücü hastalıklarından vereme yakalandı. Okulu bırakmak zorunda kalınca “Maliye Varidat Memur Muavini” olarak Ereğli Kömür İşletmeleri’nde çalışmaya başladı. Onur’un hayatı hastalığının şiddetlendiği 1941-1942 yıllarında iş ile hastane arasında geçiyordu. Ancak bir taraftan da şiirler yazıyordu. Bir lisede öğretmenlik yapan ve aynı zamanda da hocaları olan ünlü şair Behçet Necatigil ve kendisi gibi şair olan Muzaffer Tayyip Uslu ile birlikte fikir alışverişinde bulunuyorlar ve yazdıkları yazıları Zonguldak’ta çıkan dergi ve gazetelere gönderiyorlardı.
Muzaffer Tayyip Uslu da Rüştü Onur ile aynı kaderi paylaşıyordu. O da verem ile mücadele ediyordu. Rüştü Onur hastalığından sonra yaşam ile ilgili umutsuzluğa kapılmış şiirlerinde de ölüm ve ayrılık temalarına ağırlık vermişti. Muzaffer Tayyip Uslu ise Onur’un aksine yaşamındaki acılara inat, yaşamanın güzelliğini yazmıştı.
Rüştü Onur, 22 yaşında, Muzaffer Tayyip Uslu ise Onur’dan 2 yıl sonra 24 yaşında veremden dolayı hayatlarını kaybettiler.

Devamını oku ...
VAN DEPREMİNDE KURTULAN AZRA BEBEĞİN ÖYKÜSÜ

Anne Semiha Karaduman, sözlerini şöyle sürdürdü: "Sivas’ta yaşıyorduk ve kayınpederim doktor olduğu için Erciş’te doğum yapmamı istedi. Biz de Erciş’e gittik. Bir süre sonra bebeğim doktorların belirlediği tarihten erken dünyaya geldi. İyi ki erken dünyaya gelmiş. Eğer doktorların belirlediği tarihte doğacak olsaydı deprem sırasında karnımda olacaktı ve enkaz altında hem benim, hem de bebeğim için daha büyük sıkıntı olacaktı. Çünkü iki hafta öncesine kadar yeme ve içmede sıkıntı çekiyordum. Azra dünyaya erken geldiği için sağlık sorunlarım da azaldı ve enkaz altında iki gün süresince dayanabildik." Deprem olduğu sırada "Azra"nın kucağında olduğunu ve bu şekilde enkaz altında kaldıklarını belirten Karaduman, "Azra"yı enkaz altında kaldığı 2 gün boyunca kucağından bırakmadığını, kayınvalidesi Gülsade Karaduman ile hayatta kalmasını sağlamak için büyük mücadele verdiğini söyledi.

Semiha Karaduman, enkaz altında bulundukları ilk gün Azra’yı emzirdiğini ve sütü ile beslediğini dile getirerek, "Enkaz altında hiçbir şey yiyemediğimiz için sütüm de kurudu. Sütüm kuruyunca bebeğimi tükürüğümle besledim. Çünkü açtı ve ateşi çıkmıştı. Biz açlığa dayanabiliyorduk, fakat onun öyle bir durumu yoktu.

Bundan dolayı da onu tükürüğümle hayatta tutmaya çalıştım" dedi.

Enkazda çalışma yapıldıkça bulundukları alanın daraldığını ve çıkarılacakları dakikalarda kayınvalidesinin de üzerinde bulunduğunu ifade eden Karaduman, şöyle konuştu: "Annem üzerimde olduğu için rahat hareket edemez olmuştum ve vücudumda da ezikler vardı. Annemin ayağının üzerinde yığınlar vardı, ben de artık hareket edemiyordum. Azra da artık huysuzlaşmış ve sürekli ağlıyordu. Fakat yukarılarda çalışma olduğu halde, kimseler sesimizi duymuyordu. Sonunda bende de dayanacak güç kalmamıştı. Azra da son saatlerde uyumaya başladı. Susuzluktan iyice kırılmıştık ve aklıma tek gelen şey su içmek ve mandalina yiyebilmekti.

Kurtulacağımızdan ümidi kestiğimiz anda küçük bir delikten ışık gördüm ve ışığın geldiği delik büyüdükçe artık kurtulacağımız yönünde umudum arttı. Güneşi gördüğüm andan itibaren de Allah’a şükürler ettim."
Devamını oku ...
Film Sinema Kesintisiz İzle Anime Cizgi dizi izle full hd izle